ATATÜRK Köşesi

Mustafa Kemal Atatürk NUTUK (.pdf)

HAYATI

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, Türk devriminin yaratıcısı ve uygulayıcısı Mustafa Kemal Atatürk 1881’de Selânik’te doğdu. Babası Ali Riza Efendi, anası hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağa’nin kızı Zübeyde Hanımdır. Ali Rıza Efendi Selanik Evkaf kâtipliginde ve Gümrük memurlugunda bulunmus, daha sonra bu görevinden ayrilarak kereste tüccarligi yapmistir.

 

Ali Riza Efendi’nin 1877 Osmanli-Rus Savasindan az önce 1876’da Selanik’te kurulan Selanik Asakir-i Milliye Taburu’nda subaylik ettigi, ele geçen bir fotografindan ve o günleri bilenlerin anilarindan anlasiliyor.

Mustafa Kemal küçük yasta babasini yitirdi. Onu zeki ve büyük bir Türk kadini olan annesi Zübeyde Hanim yetistirdi. Mustafa Kemal ilk ögrenimini Selanik’te Semsi Efendi Mektebinde yapti. Bu okul yeni bir yöntemle ögretim yapmak üzere Selanik’te açilmis ilkokuldu. Atatürk çocukluguna ve ilk ögrenim yasamina iliskin anilarini ilk kez 1922 yili basinda Ankara’da kendisiyle bir konusma yapmis olan Vakit Gazetesi yazari Ahmet Emin (Yalman)a çok içtenlikle söyle anlatmistir. (Elverdigince bugünkü dile çevrilmistir).

“Çocukluguma dair ilk hatirladigim sey, okula gitmek meselesine aittir. Bundan dolayi anamla babam arasinda siddetli bir çatisma vardi. Annem, ilahilerle okula baslamami ve mahalle okuluna gitmemi istiyordu. Gümrükte memur olan babam, o zaman yeni açilan Semsi Efendi’nin okuluna gitmemi ve yeni yöntemlere göre okumami yeg tutuyordu. Nihayet babam isi ustaca çözdü. Ilk önce bilinen törenle mahalle okuluna basladim. Böylece annemin gönlü yapilmis oldu. Birkaç gün sonra da mahalle okulundan çiktim; Semsi Efendi’nin okuluna yazildim. Az zaman sonra babam öldü. Annemle birlikte dayimin yanma yerlestik. Dayim köy hayati geçiriyordu. Ben de bu hayata karistim. Bana görevler veriyor, ben de bunlari yapiyordum. Baslica görevim tarla bekçiligi idi. Kardesimle birlikte7 bakla tarlasinin ortasindaki bir kulübede oturdugumuzu ve kargalari kovmakla ugrastigimizi unutamam. Çiftlik hayatinin diger islerine de karisiyordum. Böylece, biraz süre geçince annem okulsuz kaldigim için kaygilanmaya basladi.

Babasi Ali Riza Efendi, Kirmizi Hafiz lâkabiyla taninan, Ahmet Efendinin ogludur. Aile soyca Anadolu’dan Rumeli’ye geçmis, orada önce Debre-i Bala sancagina bagli Kocacik beldesine yerlesmistir. Atatürk’ün dedesi ve amcasinin tasidiklari “kizil” lakabindan da anlasilacagi gibi Rumeli’de yaygin olarak yerlesmis olan Kizil – Oguz Yahut Kocacik Yörükleri, Türkmenleri soyundan gelmektedir. Aile muhtemelen 1830 dolaylarinda Selânik’e yerlesmistir. Ali Riza Efendi burada 1839 dolaylarinda dogmustur. Onun Kizil Mehmet Hafiz isimli bir erkek, Nimet isimli bir de kiz kardesi olmustur. Ali Riza Efendi önceleri Selânik evkaf idaresinde sonra gümrük idaresinde çalismis, 1876’da Asakir-i Millîye taburunda gönüllü subay olarak hizmet etmis ve 1871 dolaylarinda Zübeyde Hanimla evlenmistir. Bu evlilikten olan üç çocuk (Fatma, Ahmet ve Ömer) küçük yaslarda hayata veda etmislerdir. Mustafa’dan sonra dogan Makbule (Boysan, sonra Atadan) yasamis, Naciye ise 12 yaslarinda ölmüstür.

Mustafa okul çagina gelince anne ile baba arasinda görüs ayriligi belirdi. Geleneklere bagli olan annesi onun dinî törenle ilâhîlerle mahalle mektebine gitmesini istiyordu. Aydin görüslü oldugu anlasilan babasi ise onun yeni açilan ve modern egitim yapan Semsi Efendi Ilkokulunda egitim görmesini arzu ediyordu. Neticede baba olayi diplomatça çözümledi. Mustafa önce ilâhîlerle, dinî törenle mahalle okuluna basladi, birkaç gün sonra da oradan alinarak Semsi Efendi okuluna basladi (1887). Mahalle Mekteplerinin aksine bu okulda yeni ögretim metodlari uygulanmakta, kara tahta, tebesir, silgi, ögretmen masasi, okumayi kolaylastiracak levhalar kullanilmaktaydi. Pedagojik esaslara göre modern ögretim yapan bu okulun Mustafa’nin fikrî gelismesinde olumlu etkiler yarattigini rahatlikla söyleyebiliriz. Bu arada Ali Riza Efendi rüsümat memurlugunu birakmis önce kereste sonra tuz ticareti isine girmistir. Birincisini Rum eskiyalar, ikincisini de tuzlarin erimesi dolayisiyla birakmis ve ticarî hayattan çekilmistir. Tekrar memuriyete giremeyen Ali Riza Efendi hastalanmis ve 1890 dolaylarinda vefat etmistir. Mustafa babasinin ölümü üzerine okuldan ayrilmak zorunda kaldi. Maddî durumu yetersiz olan Zübeyde Hanim Langaza’da tarimla mesgul agabeyi Hüseyin Aga’nin yanina gitti (1890 dolaylarinda). Çiftlik hayati Mustafa’nin fizikçe gelismesi ve el becerilerinin artmasi bakimindan faydali oldu. Ancak Zübeyde Hanim oglunun ögreniminin yarim kalmasindan üzüntülüydü. Mustafa’yi caminin imami, köyün papazi ve son olarak da özel ögretmenle egitmek gayretleri sonuçsuz kaldi. Sonunda anne oglunun iyi bir egitim görmesini saglamak için onu Selânik’e halasinin yanina gönderdi. Mustafa Selânik Mülkiye Rüstiyesi’nde (ortaokul) ögrenime basladi. Ancak burada ögrenciler arasindaki bir kavga dolayisiyla ögretmenlerinden birinin sert muamelesi üzerine okulu terketti Gönlü öteden beri askerî okuldaydi. Ancak annesi biricik oglunun asker olup aile ocagindan ayrilmasini istemiyordu. Mustafa annesine haber vermeden Selânik Askeri Rüstiyesi’nin sinavlarina girdi. Sinavi kazandi (1893). Annesini ikna etmesi zor olmadi. Artik önünde sadece kendisinin degil mensup oldugu ulusun kaderini degistirecek yeni bir ufuk açilmisti.

Bu okulda Matematik ögretmeni Mustafa Bey adina “Kemal” i ilave etti. 1896-1899 yillarinda Manastir Askeri Idâdi’sini bitirip, Istanbul’da Harp Okulunda ögrenime basladi. 1902 yilinda tegmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905’te yüzbasi rütbesiyle Akademi’yi tamamladi. 1905-1907 yillari arasinda Sam’da 5. Ordu emrinde görev yapti. 1907’de Kolagasi (Kidemli Yüzbasi) oldu. Manastir’a III. Ordu’ya atandi. 19 Nisan 1909’da Istanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Baskani olarak görev aldi. 1910 yilinda Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevralari’na katildi. 1911 yilinda Istanbul’da Genel Kurmay Baskanligi emrinde çalismaya basladi.

1911 yilinda Italyanlarin Trablusgarp’a hücumu ile baslayan savasta, Mustafa Kemal bir grup arkadasiyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldi. 22 Aralik 1911’de Italyanlara karsi Tobruk Savasini kazandi. 6 Mart 1912’de Derne Komutanligina getirildi.

Ekim 1912’de Balkan Savasi baslayinca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayir’daki birliklerle savasa katildi. Dimetoka ve Edirne’nin geri alinisinda büyük hizmetleri görüldü. 1913 yilinda Sofya Atesemiliterligine atandi. Bu görevde iken 1914 yilinda yarbayliga yükseldi. Atesemiliterlik görevi Ocak 1915’te sona erdi. Bu sirada I. Dünya Savasi baslamis, Osmanli Imparatorlugu savasa girmek zorunda kalmisti. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdag’da görevlendirildi.

1914 yilinda baslayan I. Dünya Savasi’nda, Mustafa Kemal Çanakkale’de bir kahramanlik destani yazip Itilaf Devletlerine “Çanakkale geçilmez! ” dedirtti. 18 Mart 1915’te Çanakkale Bogazini geçmeye kalkan Ingiliz ve Fransiz donanmasi agir kayiplar verince Gelibolu Yarimadasi’na asker çikarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915’te Ariburnu’na çikan düsman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettigi 19. Tümen Conkbayiri’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu basari üzerine albayliga yükseldi. Ingilizler 6-7 Agustos 1915’te Ariburnu’nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutani Mustafa Kemal 9-10 Agustos’ta Anafartalar Zaferini kazandi. Bu zaferi 17 Agustos’ta Kireçtepe, 21 Agustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaslarinda yaklaşık 253.000 sehit veren Türk ulusu onurunu Itilaf Devletlerine karsi korumasini bilmistir. Mustafa Kemal’in askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini degistirmistir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaslari’dan sonra 1916’da Edirne ve Diyarbakir’da görev aldi. 1 Nisan 1916’da tümgenerallige yükseldi. Rus kuvvetleriyle savasarak Mus ve Bitlis’in geri alinmasini sagladi. Sam ve Halep’teki kisa süreli görevlerinden sonra 1917’de Istanbul’a geldi. Velihat Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandi. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 Agustos 1918’de Halep’e 7. Ordu Komutani olarak döndü. Bu cephede Ingiliz kuvvetlerine karsi basarili savunma savaslari yapti. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasindan bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Yildirim Ordulari Grubu Komutanligina getirildi. Bu ordunun kaldirilmasi üzerine 13 Kasim 1918’de Istanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanliginda) göreve basladi. Mondros Mütarekesi’nden sonra Itilaf Devletleri’nin Osmanli ordularini isgale baslamalari üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettisi olarak 19 Mayis 1919’da Samsun’a çikti. 22 Haziran 1919’da Amasya’da yayimladigi genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararinin kurtaracagini ” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantiya çagirdi. 23 Temmuz – 7 Agustos 1919 tarihleri arasinda Erzurum, 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasinda da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanin kurtulusu için izlenecek yolun belirlenmesini sagladi. 27 Aralik 1919’da Ankara’da heyecanla karsilandi. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açilmasiyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasi yolunda önemli bir adim atilmis oldu. Meclis ve Hükümet Baskanligina Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtulus Savasi’nin basariyla sonuçlanmasi için gerekli yasalari kabul edip uygulamaya basladi. Türk Kurtulus Savasi 15 Mayis 1919’da Yunanlilarin Izmir’i isgali sirasinda düsmana ilk kursunun atilmasiyla basladi. 10 Agustos 1920 tarihinde Sevr Antlasmasi’ni imzalayarak aralarinda Osmanli Imparatorlugu’nu paylasan I. Dünya Savasi’nin galip devletlerine karsi önce Kuvâ-yi Milliye adi verilen milis kuvvetleriyle savasildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye – ordu bütünlesmesini saglayarak savasi zaferle sonuçlandirdi. Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtulus Savasinin önemli asamalari sunlardir:

* Sarikamis (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün (7 Kasim 1920) kurtarilisi. * Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maras Sanli Urfa savunmalari (1919- 1921) * I. Inönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921) * II. Inönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921) * Sakarya Zaferi (23 Agustos-13 Eylül 1921) * Büyük Taarruz, Baskomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Agustos 9 Eylül 1922) Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Maresal rütbesi ve Gazi unvanini verdi. Kurtulus Savasi, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlasmasi’yla sonuçlandi. Böylece Sevr Antlasmasi’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklügünde vatan birakilan Türkiye topraklari üzerinde ulusal birlige dayali yeni Türk devletinin kurulmasi için hiçbir engel kalmadi.

23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açilmasiyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulusu müjdelenmistir. Meclisin Türk Kurtulus Savasi’ni basariyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kurulusunu hizlandirdi. 1 Kasim 1922’de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrildi, saltanat kaldirildi. Böylece Osmanli Imparatorlugu’yla yönetim baglari koparildi. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirligiyle ilk cumhurbaskani seçildi. 30 Ekim 1923 günü Ismet Inönü tarafindan Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayitsiz sartsiz milletindir” ve “Yurtta baris cihanda baris” temelleri üzerinde yükselmeye basladi. Soyadi Kanunu geregince, 24 Kasim 1934’de TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadi verildi. Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Agustos 1923 tarihlerinde TBMM Baskanligina seçildi. Bu baskanlik görevi, Devlet-Hükümet Baskanligi düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yilinda Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaskani seçildi. Anayasa geregince dört yilda bir cumhurbaskanligi seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yillarinda TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaskanligina seçti.

Atatürk sık sık yurt gezilerine çikarak devlet çalismalarini yerinde denetledi. Ilgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaskani sifatiyla Türkiye’yi ziyaret eden yabanci ülke devlet baskanlarini, basbakanlarini, bakanlarini komutanlarini agirladi.

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtulus Savasi’ni ve Cumhuriyet’in kurulusunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yil Nutku’nu okudu. Atatürk özel yasaminda sadelik içinde yasadi. 29 Ocak 1923’de Latife Hanimla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çiktilar. Bu evlilik 5 Agustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocuklari çok seven Atatürk Afet (Inan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adli kizlari ve Mustafa adli çobani manevi evlat edindi. Abdurrahim ve Ihsan adli çocuklari himayesine aldi. Yasayanlarina iyi bir gelecek hazirladi.

1937 yilinda çiftliklerini hazineye, bir kisim tasinmazlarini da Ankara ve Bursa Belediyelerine bagisladi. Mirasindan kizkardesine, manevi evlatlarina, Türk Dil ve Tarih Kurumlarina pay ayirdi. Kitap okumayi, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarina, gürese, Rumeli türkülerine asiri ilgisi vardi. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alirdi. Sakarya adli atiyla, köpegi Fox’a çok deger verirdi. Zengin bir kitaplik olusturmustu. Aksam yemeklerine devlet ve bilim adamlarini, sanatçilari davet eder, ülkenin sorunlarini tartisirdi. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Dogayi çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftligi’ne gider, çalismalara bizzat katilirdi.

Fransizca ve Almanca biliyordu. 10 Kasim 1938 saat 9.05’te yakalandigi siroz hastaligindan kurtulamayarak Istanbul’da Dolmabahçe Sarayi’nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasim 1938 günü törenle geçici istirahatgâhi olan Ankara Etnografya Müzesi’nde topraga verildi. Anitkabir yapildiktan sonra nâsi görkemli bir törenle 10 Kasim 1953 günü ebedi istirahatgâhina gömüldü.

ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜ

Atatürk ülke içerisinde sık sık seyahat etmektedir. Gemlik ve Bursa gezileri esnasinda Atatürk soguk alir. Tedavi olmak ve dinlenmek üzere Istanbul’a geri döner. Ama, ne yazik ki hastalik ciddidir. 10 Kasim 1938 tarihinde saat 9.05’te tüm çabalara ragmen çok sevdigi halkindan ayrilmak zorunda kalir. Ama insanlarinin gözünde ölümsüzlük kazanmistir. Öldügü andan itibaren, çok sevilen ismi ve hatirasi, çok sevdigi halkinin kalbinde yerini almistir. O bir kumandan olarak birçok savas kazanmis, bir lider olarak kitleleri etkilemis, bir devlet adami olarak basarili bir yönetim sergilemis ve nihayet bir devrimci olarak bir toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, politik ve hukuki yapisini kökten degistirmeyi basarmis; dünya tarihindeki en üstün sahsiyetlerden birisi olmustur. Tarih onu Türk ulusunun en serefli evlatlari ve insanligin en büyük liderleri arasinda sayacaktir.

Kaynak: Atatürk’ün Yasami I. Cilt 1881-1918 (Türk Tarih Kurumu Yayinlari XXIII.Dizi-Sa. 4a)

İLKELERİ

Atatürk ilkeleri, alti ana baslik altinda toplanabilir:

Cumhuriyetçilik:

Atatürk devrimleri siyasi nitelik tasir. Çok uluslu bir Imparatorluktan ulus devlete geçis gerçeklestirilmis ve böylece modern Türkiye’nin ulusal kimligi olusturulmustur. Bu kimligin olusmasinda, kul nitelikli insanlarin yurttas-birey niteligi kazanmasi önemli bir noktadir. Atatürk bunun yolunu, kisaca halkin kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüstür.

Halkçilik:

Gerek içerigi gerekse hedefleri açisindan bakildiginda, Cumhuriyet Devrimi ayrica bir sosyal devrim niteligi de tasir. Basta Isviçre Medeni Kanunu olmak üzere, Bati kanunlarinin Türkiye’de uygulamaya konulmasiyla birlikte kadinlarin statüsünde köklü degisiklikler olmus, 1934 yilinda kabul edilen bir kanun ile kadinlar seçme ve seçilme hakkini almislardir. Atatürk çesitli ortamlarda, Türkiye’nin gerçek yöneticilerinin köylüler oldugunu söylemistir. Aslinda bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan çok bir hedef niteligindedir. Halkçilik ilkesi sinif ayricaliklarina ve sinif farkliliklarina karsi olmak ve hiçbir bireyin, ailenin, sinifin veya organizasyonun digerlerinin daha üzerinde olmasini kabul etmemek demektir. Halkçilik, Türk vatandasligi olarak ifade edilen bir fikre dayanir. Gurur ile birlesen vatandaslik fikri, halkin daha fazla çalismasi için gerekli psikolojik tesviki saglar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimligin kazanilmasina yardimci olur.

Laiklik:

Laiklik yalnizca devlet ve dinin birbirinden ayrilmasi anlamina gelmez ayrica egitim, kültür ve yasama alanlarinin da dinden bagimsiz olmasi anlamini tasir. Laiklik, devletin dini düsünce ve dini kuruluslarin etkisinden bagimsiz olmasi, ve genel olarak düsünce özgürlügü anlamina gelmektedir. Devrimlerin birçogu laikligi gerçeklestirmek amaciyla yapilmis ve digerleri ise laiklige ulasilmis olmasi sayesinde gerçeklestirilebilmistir. Laiklik ilkesi akilci ve dini siyasetin disinda tutan bir ilkedir. Osmanli döneminde matbaanin geciktirilmesinde oldugu gibi dinin yenilikler karsisinda nasil tutucu bir silah haline geldigini yasamis olan Türkiye Cumhuriyeti kuruculari açisindan dinin din disi sivil yapi üzerinde yaratabilecegi baskilari önlemenin bir aracidir.

Devrimcilik:

Atatürk’ün ortaya koydugu en önemli ilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu ilkenin anlami Türkiye’nin devrimler yaparak geleneksel kuruluslarini modern kuruluslarla degistirmis olmasidir. Geleneksel kavramlarin bir kenara itilip modern kavramlarin benimsenmesi demektir. Devrimcilik ilkesi, yapilmis olan devrimlerin taninip kabul edilmelerinin çok ötesine geçmistir.
Milliyetçilik:

Cumhuriyet devrimi ayrica milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik irkçi bir yapida degildir; yurtseverlikle sinirlidir. Bu devrimin amaci, Türkiye Cumhuriyetinin bagimsizliginin korunmasi ve ayrica Cumhuriyetin siyasal yönden gelismesidir.Bu milliyetçilik, tüm diger uluslarin bagimsizlik haklarina saygilidir; sosyal içeriklidir; yalnizca anti – emperyalist olmayip, ayni zamanda gerek hanedan yönetimine, gerekse herhangi bir sinifin Türk toplumunu yönetmesine de karsidir ve nihayet bu milliyetçilik Türk devletinin vatani ve halki ile bölünmez bir bütün oldugu ilkesine inanmaktadir.

Devletçilik:

Mustafa Kemal Atatürk yapmis oldugu açiklamalarda ve politikalarinda Türkiye’nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelismeye önemli ölçüde bagli oldugunu ifade etmistir. Bu baglamda, devletçilik ilkesini de devletin, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemedigi veya yetersiz kaldigi ya da ulusal çikarlarin gerekli kildigi alanlara girmesi anlaminda yorumlamaktadir. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasinda, devlet yalnizca ekonomik faaliyetlerin temel kaynagini teskil etmemis, ayni zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluslarinin da sahibi olmustur.

DEVRİMLERİ

Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider oldugu gibi, ayni zamanda büyük bir devrimcidir. O dönemde, Türkiye Cumhuriyetinin çagdas medeniyetler seviyesine ulasabilmesi ve kültürel açidan gelismis toplumlarin aktif bir üyesi olabilmesi için, modernize edilmesi gerekmektedir.

Mustafa Kemal de bunu yapmis, 1924 ile 1938 yillari arasinda, insanlarinin kurtulusu ve hayatta kalabilmesi için yasamsal öneme sahip olan devrimleri hayata geçirmis; bu devrimler, Türk halki tarafindan büyük bir cosku ile karsilanmistir.

Harf Devrimi
Atatürk’ün gerçeklestirdigi en önemli devrimlerden birisi de, 3 Kasim 1928 tarihinde Arap alfabesinin kaldirilmasi ve Latin alfabesinin kabul edilmesi olmustur.

Kiyafet Devrimi

Kiyafet devrimi ile birlikte, kadinlar dinsel geleneklerden kaynaklanan çarsafi atip, modern giysiler, erkekler ise fes yerine sapka giymeye baslamislardir.

Hukuk Sisteminin Laiklestirilmesi

1920 yilinda kurulmus olan yeni Türkiye Devletinin yeni bir hukuk sistemine de ihtiyaci oldugunu bilen Atatürk, Mecelle, yani din esaslarina dayali Medeni Kanun yerine Isviçre Medeni Kanununu getirmis, o dönemde geçerli olan ceza yasasini ise Italyan Ceza Yasasi ile degistirmistir. Kisacasi Türk Hukuk Sistemi tüm çagdas gereksinimler isiginda modernize edilmistir.

Ögrenimin Laiklestirilmesi

19. Yüzyil baslarina dek, Osmanli Imparatorlugu bünyesinde çesitli egitim sistemleri uygulanmistir. Atatürk, Islami egitim veren medrese sisteminin, yeni toplumun ihtiyaçlarina cevap veremeyecegini; bu nedenle, bati modellerine benzeyen yeni bir egitim sisteminin olusturulmasi gerektigini görmüs, böylece önce ögretimin birlestirilmesi (Tevhid-i Tedrisat) kanunu çikarilip dini egitim veren tüm ögrenim kurumlari kapatilarak, bütün egitim isleri Milli Egitim Bakanligi çatisinda birlestirilmis, 1933 yilinda da bir üniversite reformu gerçeklestirilmistir.

Kadinlara Saglanan Medeni Haklar

Atatürk Devrimleri ile birlikte, yüzyillar boyunca ihmal edilmis olan Türk kadinina yeni haklar taninmis; kabul edilmis olan yeni Medeni Kanun geregince kadinlar da erkeklerle esit haklara sahip olmus, resmi görevlere atanmalari, oy vermeleri ve Millet Meclisine seçilmeleri mümkün kilinmis; tek eslilik ilkesi ve kadinlara taninan esit haklar, Türk toplumuna bir canlilik kazandirmistir.

ATATÜRK DİYOR Kİ

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmus bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlik karsisinda usak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyik sayilamaz.

Özgürlük ve bagimsizlik benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadimin en degerli mirasi olan bagimsizlik aski ile dolu bir adamim. Çocuklugumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatimin her safhasini yakindan bilenler bu askim malumdur. Bence bir millete serefin, haysiyetin, namusun ve insanligin vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bagimsizligina sahip olmasiyla kaimdir. Ben sahsen bu saydigim vasiflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasiflarin kendimde mevcut oldugunu iddia edebilmek için milletimin de ayni vasiflari tasimasini esas sart bilirim. Ben yasabilmek için mutlaka bagimsiz bir milletin evladi kalmaliyim. Bu sebeple milli bagimsizlik bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanligi teskil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabi olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansiz düsmaniyim.

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karsisinda zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirligi üzerine kurulmus müesseseler her tarafta yikilmaya mahkumdurlar.

Cumhuriyet fikir serbestligi taraftaridir. Samimi ve mesru olmak sartiyla her fikre saygi duyariz.

Egemenlik kayitsiz ve sartsiz milletindir.

Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, isbirligi eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onlarin milliyetlerinin bütün icaplarini taniriz. Bizim milliyetçiligimiz herhalde hodbince ve magrurca bir milliyetçilik degildir.

Bilelim ki milli benligini bilmeyen milletler baska milletlere yem olurlar.

Milli mücadelelere sahsî hirs degil, milli ideal, milli onur sebep olmustur.

Türk çocugu ecdadini tanidikça daha büyük isler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktir.

Milli his ile dil arasindaki bag çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olmasi, milli hissin gelismesinde baslica etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil suurla islensin. Ülkesini, yüksek bagimsizligini korumasini bilen Türk milleti, dilini de yabanci diller boyundurugundan kurtarmalidir.

Bir dinin tabiî olmasi için akla, fenne, ilme ve mantiga uygun olmasi lazimdir.

Her fert istedigini düsünmek, istedigine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtigi bir dinin icaplarini yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanina hakim olunamaz.

Türk Milletinin istidadi ve kesin karari medeniyet yolunda, durmadan, yilmadan ilerlemektir.

Medeni olmayan insanlar, medeni olanlarin ayaklari altinda kalmaya mahkumdurlar.

Büyük dinimiz çalismayanin insanlikla hiç ilgisi olmadigini bildiriyor. Bazi kimseler çagdas olmayi kâfir olmak sayiyorlar. Asil küfür onlarin bu zannidir. Bu yanlis tefsiri yapanlarin maksadi Islâmlarin kâfirlere esir olmasini istemek degil de nedir? Her sarikliyi hoca sanmayin, hoca olmak sarikla degil, dimagladir.

Arkadaslar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti seyhler, dervisler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En dogru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatidir.

Medeniyetin emir ve talep ettigini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarini tatbik edecegiz.

Milletimiz her güçlük ve zorluk karsisinda, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hizini, her vasitayla arttirmaya çalismak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

Insan toplulugu kadin ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasini ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlügü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarisi topraga zincirlerle bagli kaldikça öteki kismi göklere yükselebilsin?

Ey kahraman Türk kadini, sen yerde sürünmeye degil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layiksin.

Analarin bugünkü evlatlarina verecegi terbiye eski devirlerdeki gibi basit degildir. Bugünün analari için gerekli vasiflari tasiyan evlat yetistirmek, evlatlarini bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasiflar tasimalarina baglidir. Onun için kadinlarimiz, hattâ erkeklerimizden çok aydin, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eger hakikaten milletin anasi olmak istiyorlarsa.

Ben icap ettigi zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canimi verecegim.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta oldugunuz terbiye ve irfan ile insanlik ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kiymetli timsali olacaksiniz. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yasatacak sizsiniz.

Yüksek Türk! Senin için yüksekligin hududu yoktur. Iste parola budur.

Benim naçiz vücudum nasil olsa bir gün toprak olacaktir. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yasayacaktir.

Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatlari! Yorulsaniz dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençligi gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Biz cahil dedigimiz zaman, mektepte okumamis olanlari kastetmiyoruz. Kastettigimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumus olanlardan en büyük cahiller çiktigi gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çikabilir.

Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatlari seven, fikir terbiyesinde oldugu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmis ve yükselmis olan erdemli, kudretli bir nesil yetistirmek ana siyasetimizin açik dilegidir.

Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr ögretmenleri ve egiticileri, sizler yetistireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktir. Eserin kiymeti, sizin maharetiniz ve fedakârliginiz derecesiyle mütenasip bulunacaktir.

Milleti kurtaranlar yalniz ve ancak ögretmenlerdir. Ögretmenden, egiticiden yoksun bir millet, henüz millet namini almak istidadini kesfetmemistir.

Dünyanin her tarafindan ögretmenler insan toplulugunun en fedakâr ve muhterem unsurlaridir.

Okul sayesinde, okulun verecegi ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanati, Türk iktisadiyati, Türk siir ve edebiyati bütün güzellikleriyle gelisir.

Türkiye’nin asil sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layik olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadini güder.

Ekonomik kalkinma, Türkiye’nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahli Türkiye idealinin belkemiğidir.

Copyright © 2019 - Sarı Zeybek Okulları | Tüm Haklarımız Saklıdır.
Sezi Web Tr